MHP'nin Amacı..

MHP’nin Amacı….        

Milliyetçi Hareket Partisi olarak davamız, gayemiz nedir? Her şeyden evvel, milletimizin devletimizin sahibi olduğu varlıkları korumak, muhafaza etmek. Birinci planda bunu gözetmek mecburiyetindeyiz. Nedir bugün devletimizin sahibi olduğu varlıklar? Devletimizin sınırlarınca çevrelenmiş olan vatan topraklarının korunması, muhafazasıdır. Bölünmesine, parçalanmasına imkân vermemektir. Bunun üzerinde yaşayan milletimizin birliğinden, bütünlüğünün, beraberliğinin korunmasıdır. Yeryüzünün biricik hür ve bağımsız Türk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin korunması, yaşatılmasıdır.

Bunun yanı sıra ikinci önemli mesele, milletimizin fakirlikten kurtulması, ilerleme, cahillikten, gerilikten uzaklaşması… Huzura kavuşmuş, yüksek bir hayat seviyesine kavuşmuş, iyi eğitim görmüş, ilim ve teknikte ileriye gitmiş, modern teknoloji üretimiyle yüksek bilgi toplumu haline gelmiş olması. Böylece devletimizin dünya üzerinde en güçlü devlet halini almasıdır. Tabii bu gayeye ulaşmak için evvela mevcudu muhafaza etmeliyiz. Topraklarımızdan bir toz tanesinin daha eksilmesine medyam vermemeliyiz. Vatanımızın birliğini, bütünlüğünü sağlamalıyız. Milletimizin bölünmesine, devletimizin en ufak bir yara almasına imkân vermemeliyiz. Bu birinci şart olmadan ikincisi olamaz.

Türkiye toplumunu mutlu bir hayat seviyesine ulaştırmak gereklidir. Bu nasıl olur? Evvela şunu söylemek lazımdır. Yıllardan beridir anlatmaya çalıştığımız gibi, insanların mutluluğu evvela hür omlarına, köle olmalarına bağlıdır. Bunun için insanlarımızı, toplumuzu saran kölelik zincirini kırmalıyız.

Bundan 312 sene evvel, 12 Eylül 1683’te Viyana’da uğradığımız felaketten bu tarafa, milletimizin iki türlü düşman saldırısı ile karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan birisi görünen düşman saldırısıdır. Askerî güçle yapılan saldırılar, ekonomik araçlarla yapılan hücumlar hep bu sınıftandır. Bir de gözle görünmeyen saldırılar vardır. Gözle görünmeyen saldırı yabancı iman, yabancı maneviyat taarruzudur. Bu taarruz asırlardır hiç arkası kesilmeden sürdürülmüştür ve bugün de sürdürülmektedir. Yabancı îman, yabancı kültür, yabancı ideoloji taarruzuna uğramış bir toplumuz. Bu taarruzların hedefi, o toplumun insanlarının kalbi; ruhu, beynidir. İnsanların gönlüne hangi mânevi değerler yabancı değerler yerleşmişse beynine hangi ideoloji yer etmişse, o millet, o toplum artık kendisi olmaktan çıkar, o yabancı kültürün yanaşması hâline gelir.

İşte bu görünmez taarruz 312 yıldır bizi çok kayıplara uğrattı. Bizim hareketimiz milletimizi yabancı kültürlerin, yabancı ideolojilerin, yabancı kuvvetlerin, emperyalist, sömürgeci güçlerin yanaşması olmasına karşı başkaldırma hareketidir. Milletimizin ruhuna, kalbine, gönlüne, beynine vurulan bu yabancı kültür, yabancı ideoloji, yabancı mâneviyat îman zincirlerini parçalamaktır.

Onun için Türk milletinin düşmanları çok hassastır. Adeta bizim sîyasi hareketimiz bunları can evinden vurmaktadır. Çünkü onların bütün plânları alt-üst olmaktadır.

İnsanlar, Cenâb-ı Allah tarafından mutlu yaşamak için yaratılmıştır. Dünyaya gelişin gâyesi, Cenâb-ı Hakk’ın insanlara lütfettiği haklı kabiliyetleri, cüz’i iradeyi kullanarak mutluluk ve bolluk içinde yaşamaktır. Mutlu yaşayabilmek için her şeyden evvel, daha öncede söylediğim gibi insanların hür olmaları lâzımdır. Fakirlik bir nevi köleliktir. Toplumun hür olması için mutlaka fakirlikten mutlaka kurtulması lâzımdır. Bu da eğitimle, bilgilenmeyle olur. Onun için hareketimiz, hazırladığımız siyâsî programında buna büyük ağırlık vermiştir. Bir toplumda huzurun olması da, orada adâletsizliğin kaldırılması, hukukun üstünlüğünün sağlanması ile mümkündür. Adaleti, sadece mahkemelerde verilecek hükümlerle değil her alanda sağlamak lâzımdır.

Biz bir siyâsî parti olarak Türk Milleti’nin hayatında yer alırken bütün bunları gerçekleştirmeyi gaye edindik.

Teşkilatlı Çalışmamızın esasları

Bir siyasi parti her şeyden evvel büyük bir teşkilâttır. Biz lider- teşkilât- doktrin diyoruz. Bunun gerektirdiği disiplin ve olgunluğu hepimiz kazanmalıyız.

İslâm’ın bize bu mânâda verdiği emirler var. İslam’ın Yüce Resûlu, Hayber Savaşı’ndan döndüğü ashabına şunları buyurmuş.’Küçük savaş sona erdi, şimdi büyük savaş (Cihâd-ı Ekber) var. Ashab şaşırmış. Efendimiz biz yeni harpten çıktık, büyük savaş nedir? Diye sormuş. Peyganberimiz ‘Büyük savaş nefsizime karşı yaptığımız savaşdır.’, buyurmuş. Cenâb-ı Hak insanları yaratırken her insanın içerisine bir benlik koyar. İslâm’da nefis, Batıda ego diye ifade edilen bu benlik insanı daima ihtirasa sevkeder. Başarıya ulaşabilmek için, benliği kontrol altında tutmak lâzımdır. Bunu hem kendi özel hayatımızda, hem toplum hayatımızda gerçekleştirmeliyiz.

Herşeyden önce milletimizin insanlarını bizin gibi düşünmeye alıştırmalıyız. Bu konuştuklarımızı onlara öğretmeli, anlatmalıyız. Bu konuştuklarımızı onlara öğretmeli, anlatmalıyız. Bunu yaparken, insanlara hürmet ve sevgiyle yaklaşacağız. Bu da sabır ister. Kendi nefsimizi terbiye, kontrol ister. Bunu yaparken, insanlara hürmet ve sevgiyle yaklaşacağız. Bu da sabır ister. Kendi nefsimize terbiye, kontrol ister. Bunu kendi içimizde de bu şekilde yapacağız. Mademki. Bu davaya mensubuz., hiçbir zaman kırılmadan, gücenmeden, alınmadan çalışacağız. Ancak bu şekilde başarıya ulaşabiliriz.

İkinci bir mesele, nefsimize kapılmamalıyız. Ya benim dediğim olur, ya da ben yokum olmaz.. Böyle bir toplum hayatı, böyle bir teşkilât olmaz. Demokrasinin getirdiği bir takım kurallar var. Görüşülür, danışılır, sonuçta çoğunluğun oyuna sunulur ve buradan çıkan netice uygulanır.

Osmanlı zamanında yeni bir top, tüfek yapıldığı zaman önce denenirmiş. Top ya da tüfek, bir çuvalın içerisine konur, yüzlerce metrelik bir uçurumdan aşağı yuvarlanırmış. Sonra da hemen alınır ateş edilirmiş. Eğer o top ya da tüfek ateş ederse, bir yerinde kırık dökük yoksa orduda kullanılırmış. Yoksa daha iyisi yapılmaya çalışılırmış. Biz de böyle olmalıyız. Yüzlerce metrelik uçurumlardan yuvarlansak bile hemen kalkıp yolumuza devam etmeliyiz. Kırılıp, dökülmeliyiz.

Bizim bunlardan başka millî hedeflerimiz de vardır. Bu hedeflerin başında geleni, esaret altında yaşayan Müslüman Türkler’in insan haklarına, bağımsızlıklarına kavuşabilmeleridir. Tabii bunu yapabilmek için öncelikle Türkiye’yi iyi muhafaza etmeliyiz. Ancak güçlü, kuvvetli bir Türkiye, Türklüğün ve İslâm dünyasının meselelerini çözebilir. Bunun için düşman çeşitli fitnelere başvuruyor. Bizi zaman zaman en çok bağlı olduğumuz, îmanımızla. İslâmiyet’le vurmaya çalışıyorlar.

Zaman zaman duyuyoruz. ‘Efendim, milliyetçilik kavmiyetçiliktir, İslâm’a aykırıdır, küfürdür’ deniyor. Halbuki, her zaman ifade ettiğim gibi Cenâb-ı Hakk Kurân-ı Kerim’de buyuruyor.’Sizi kavim kavim yarattık’, Peygamber Efendimiz Hadîs-i Şerifleri var.Kişi kavmini sevmekle kınanamaz. Vatan sevgisi imandandır.’ Dünya üzerindeki insanları yaratan Cenâb¬-ı hepsine ayrı ayrı diller vermiş, ayrı topluluklar olarak yaratmış. Onun için Milliyetçilik küfür değildir, İslâm’a aykırı değildir. Bizim milliyetçliğimiz esası İslâm ahlâk ve fazileti, imânıdır. Ama düşman bizi vurmak için çeşitli yollarla elde ettiği gafilleri veya kötü niyetlileri kullanarak bu şekilde propaganda yapıyor.

Bunların bâzıları, bir kısım insanları öne sürerek, işte bunlar hapishanede yattılar diye propagandalarına âlet ediyorlar. Hapishanede yatmak bir üstünlük sebebi olarak kullanılmaya çalışılıyor. Onlar yattıysa bende yattım. Bir takım dergiler çıkartıyorlar. O dergide ülkücülüğün tarifin ve yorumunu yapmaya girişiyorlar. Siz kimsiniz de ülkücülüğün tarifini ve yorumunu yapıyorsunuz? Ülkücülük denen şerefli hareketi plânlayan, kitabını yazan, hedefleri tayin eden kişi daha ölmedi, yaşıyor.

Devlet Siyasetinde ‘ Türk Milliyetçiliği Ülküsü’

Siyasî planda büyük imkânsızlıklara rağmen ‘Türk Milliyetçiği Ülküsü’ devlet siyaseti haline getirilmiştir. Türk Milliyetçiliği’ni devri geçmiş bir fikir sistemi olarak görenler, kapılarından içeri sokmak istemeyenler, Milliyetçi Hareket, Türk Milliyetçiliğini, lâyık olduğu mevkiye yükselmeye başlayınca, Dündar horladıkları milliyetçiliğe bugün kurtarıcı fikir olarak sarılmış bulunmaktadırlar. Hatta sahip oldukları kozmopolit ve beynelminelci dünya görüşünün gereği olarak, Türk Milliyetçiliğine amansız düşman olanların, fikrimizin milletimizin önündeki itibarını görerek, zaman zaman ‘gerçek milliyetçi bizin’ gibi sözleri sarfetmek mecburiyetinde kaldıklarına şahit oluyoruz. Bu manzara, saflarında görev almakla şeref duyduğumuz Milliyetçi Haraket’in büyük başarısının kesin delilidir. Bu başarı giderek her sahada kendini göstererek ve ‘Milliyetçi Kadrolar’ memleketin yönetiminde söz sahibi olacaklardır.

Türk Milliyetçiliği ülküsünün siyasî plânda gelişmesine paralel olarak, meslek kuruluşları arasında da teşkilatlanmalar hâlen de hızla devam etmektedir. Toplumuzu her yönden sarmakta olan bu mukaddes gelişme, aynı zamanda Türk Milliyetçiliğinin kadrolaşma gibi bir davasına da kökten halletmektedir. Düne kadar, daha mücadeleci ruha sahip; yenilmez, yorulmaz. Bıkmaz karakterli; teoride ve tatbikatta daha tutarlı ve daha yürekli; her meslekten ihtisas sahibi büyük bir kadro doğmuştur. Türkiye’nin geleceğini aydınlatan, ruhlarımızı yücelten bu müjdeli gelişmeden sonra artık milletimizin namına duyduğumuz endişeli günlerin geride kaldığını büyük bir rahatlıkla haykırabiliyoruz.

Milliyetçi Hareketi başta Türk gençliği olmak üzere aydınlar, işçiler ve bütün milletimizin fertleri arasında süratle yayılmaktadır. Bu müjdeli günlere gelmek için çekilen çileler az değildir. Yokluklar manzumesi içinde gençlerimiz, kendilerinden istenmeden, böyle bir şey hayalimzden geçmediği halde, kanlarını satmışlardır. Vatan için kan veren şehitlerin evlâtları işte bu gençlerdir. Vatanları için, inandıkları davarlı için kan vermişlerdir. Bu kanlar yerde kalmayacak. Kalmadı.

Soyunun vasıflarının kaybolmadığını isbat eden bu gençlere, hasımlarımız, koministler, bütün Türk Milletinin parlak geleceğinden kuşku duyanlar, şeytanın aklına gelmeyecek iftiralar savurdular. Milletiyle, onun büyük geleceğinin müjdecisi gençlerinin arasını açmak için her melânete başvuruldu. Ama oyunları tutmadı. Bir bir bozuldu.

Milliyetçi Türk Gençliği’nin parayla bu işi yaptığını söylediler. Kendilerinin her şeyleri paraya dayandığı için, gözlerini açar açmaz, akıllarına para geldi. Ama düşünmeler ki, para için can verilmez. Hayatını kaybeden insanın, dünya nimetlerinden haberi olur mu? O halde can; inançlar için, devlet-vatan için, millet-mukaddesat için, şeref-namus için verilir. Bunu bilemediler.
 
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ

Yorum Yaz